Zorlu Center Zorluyor
Genellikle harcanan emeklerle ortaya çıkan her türlü değere saygım olmakla birlikte, bir yandan yaparken öbür taraftan yıkan zihniyeti de özünde beceriksiz bulduğumuda belirtmek isterim. Evet geçtiğimiz hafta açılan Zorlu Center tam da buna örnek teşkil ediyor. Dünyanın en iyi markalarını biraraya getiren bu yapının büyük bir bölümünü rezidanslar oluşturuyor. İstanbulun en merkezi noktasına kondurulan bu devasa yapı şehrin silüetine verdiği zarar bakımından insanı elem ve kedere sürüklüyor. (hiçkimsenin bu konuda bir şey söylememesi-söyleyememesi de cabası…)
Hali vakti yerinde iş adamlarımız daha çok kat çıkıp kar elde etmek yerine, bu harcanmış şehire ve kültüre yapacakları katkı ile ortalarda gözükseler çok daha manidar olur diye düşünüyorum. Herneyse sonuç itibariyle zorlu dıştan bakıldığında her yanıyla eleştirilebilir bir yapı. (en çok paranın gücünü temsil ediyor sanırım)
Zorlunun içine girdiğimizde, geniş ve ferah bir otopark ile karşılaşıyoruz fakat otoparkın içerisindeki işaretcilerin (information graphics) yetersizliği yada yanlış uygulanışı büyük bir karmaşaya sebebiyet veriyor. Bu nedenle her kata yerleştirdikleri takım elbiseli arkadaşlar bıkkın bir suratla yol tarif ediyorlar. (insanları işaretci yada pano olarak kullanmak hangi yüzyılyın anlayışı? zorlu yönetimine sormak gerekir) Otopark içerisindeki harf ve numaralar gereksiz bir yamuklukta yazıldığı için çözebilene aşk olsun. Neyse arabadan indiniz alışveriş merkezine ulaşmayı deniyorsunuz ve hiçbir işaretciyi olması gereken yerde göremiyorsunuz. Aynı bıkkın arkadaşlar ‘ne arıyordunuz?’ diye size soruyorlar. 
Yürüyen merdivenlerden alışveriş merkezine girince sizi ağır bir mimari ve granitler karşılıyor. Aşırı koyu renkte tasarlanmış yerler ve metal tavanlar açıkcası insanı yoruyor. Yerlere serpiştirilmiş gerçek bitkiler de bu yapay görünümü kurtaramıyor.
İçerideki markalar hiyerarşik sıraya göre yanyana ve üst üste dizilmiş, çok seçenek yok açıkcası, olanlar ise ‘baba’ markalar.
Food court tasarımı science-fiction filmlerinden fırlamış gibi ve soğuk görünüyor. Skandal olan kısım ise gezerken dükkanların yarısını göremiyor olmanız. Dükkan kiralarının boyutları düşünüldüğünde böyle bir şey kabul edilemez.koridor kenarlarındaki geniş çakıl havuzlarında da ağzını burnunu dağıtan pek çok çocuk , iş dalgını eleman olacaktır.mekanın kullanım alanıyla alakasız bir iç tasarım var.tamamiyle gece kulübünde gibi hissediyorsunuz kendinizi.
Dış alana çıktığınızda içinde rezidansları barındıran büyük binalar sizi çevreliyor ve heybetiyle harcanan 2.5 milyar doları gözler önüne seriyor. Tabi ne kadar para harcanırsa harcansın kendinizi kuyudaymış gibi hissetme durumunuzu hiçbirşey bertaraf edemiyor (para böyle birşey; heybetli bir kuyuya benzer:) ) (bina yapımı sırasında levazım yolunun yanında sıralanmış 35 senelik ağaçlar da -ki bunları levazım semtinin ilk sakinleri dikmiştir- kesilmiştir) 
ZoomInfo
Zorlu Center Zorluyor
Genellikle harcanan emeklerle ortaya çıkan her türlü değere saygım olmakla birlikte, bir yandan yaparken öbür taraftan yıkan zihniyeti de özünde beceriksiz bulduğumuda belirtmek isterim. Evet geçtiğimiz hafta açılan Zorlu Center tam da buna örnek teşkil ediyor. Dünyanın en iyi markalarını biraraya getiren bu yapının büyük bir bölümünü rezidanslar oluşturuyor. İstanbulun en merkezi noktasına kondurulan bu devasa yapı şehrin silüetine verdiği zarar bakımından insanı elem ve kedere sürüklüyor. (hiçkimsenin bu konuda bir şey söylememesi-söyleyememesi de cabası…)
Hali vakti yerinde iş adamlarımız daha çok kat çıkıp kar elde etmek yerine, bu harcanmış şehire ve kültüre yapacakları katkı ile ortalarda gözükseler çok daha manidar olur diye düşünüyorum. Herneyse sonuç itibariyle zorlu dıştan bakıldığında her yanıyla eleştirilebilir bir yapı. (en çok paranın gücünü temsil ediyor sanırım)
Zorlunun içine girdiğimizde, geniş ve ferah bir otopark ile karşılaşıyoruz fakat otoparkın içerisindeki işaretcilerin (information graphics) yetersizliği yada yanlış uygulanışı büyük bir karmaşaya sebebiyet veriyor. Bu nedenle her kata yerleştirdikleri takım elbiseli arkadaşlar bıkkın bir suratla yol tarif ediyorlar. (insanları işaretci yada pano olarak kullanmak hangi yüzyılyın anlayışı? zorlu yönetimine sormak gerekir) Otopark içerisindeki harf ve numaralar gereksiz bir yamuklukta yazıldığı için çözebilene aşk olsun. Neyse arabadan indiniz alışveriş merkezine ulaşmayı deniyorsunuz ve hiçbir işaretciyi olması gereken yerde göremiyorsunuz. Aynı bıkkın arkadaşlar ‘ne arıyordunuz?’ diye size soruyorlar. 
Yürüyen merdivenlerden alışveriş merkezine girince sizi ağır bir mimari ve granitler karşılıyor. Aşırı koyu renkte tasarlanmış yerler ve metal tavanlar açıkcası insanı yoruyor. Yerlere serpiştirilmiş gerçek bitkiler de bu yapay görünümü kurtaramıyor.
İçerideki markalar hiyerarşik sıraya göre yanyana ve üst üste dizilmiş, çok seçenek yok açıkcası, olanlar ise ‘baba’ markalar.
Food court tasarımı science-fiction filmlerinden fırlamış gibi ve soğuk görünüyor. Skandal olan kısım ise gezerken dükkanların yarısını göremiyor olmanız. Dükkan kiralarının boyutları düşünüldüğünde böyle bir şey kabul edilemez.koridor kenarlarındaki geniş çakıl havuzlarında da ağzını burnunu dağıtan pek çok çocuk , iş dalgını eleman olacaktır.mekanın kullanım alanıyla alakasız bir iç tasarım var.tamamiyle gece kulübünde gibi hissediyorsunuz kendinizi.
Dış alana çıktığınızda içinde rezidansları barındıran büyük binalar sizi çevreliyor ve heybetiyle harcanan 2.5 milyar doları gözler önüne seriyor. Tabi ne kadar para harcanırsa harcansın kendinizi kuyudaymış gibi hissetme durumunuzu hiçbirşey bertaraf edemiyor (para böyle birşey; heybetli bir kuyuya benzer:) ) (bina yapımı sırasında levazım yolunun yanında sıralanmış 35 senelik ağaçlar da -ki bunları levazım semtinin ilk sakinleri dikmiştir- kesilmiştir) 
ZoomInfo
Zorlu Center Zorluyor
Genellikle harcanan emeklerle ortaya çıkan her türlü değere saygım olmakla birlikte, bir yandan yaparken öbür taraftan yıkan zihniyeti de özünde beceriksiz bulduğumuda belirtmek isterim. Evet geçtiğimiz hafta açılan Zorlu Center tam da buna örnek teşkil ediyor. Dünyanın en iyi markalarını biraraya getiren bu yapının büyük bir bölümünü rezidanslar oluşturuyor. İstanbulun en merkezi noktasına kondurulan bu devasa yapı şehrin silüetine verdiği zarar bakımından insanı elem ve kedere sürüklüyor. (hiçkimsenin bu konuda bir şey söylememesi-söyleyememesi de cabası…)
Hali vakti yerinde iş adamlarımız daha çok kat çıkıp kar elde etmek yerine, bu harcanmış şehire ve kültüre yapacakları katkı ile ortalarda gözükseler çok daha manidar olur diye düşünüyorum. Herneyse sonuç itibariyle zorlu dıştan bakıldığında her yanıyla eleştirilebilir bir yapı. (en çok paranın gücünü temsil ediyor sanırım)
Zorlunun içine girdiğimizde, geniş ve ferah bir otopark ile karşılaşıyoruz fakat otoparkın içerisindeki işaretcilerin (information graphics) yetersizliği yada yanlış uygulanışı büyük bir karmaşaya sebebiyet veriyor. Bu nedenle her kata yerleştirdikleri takım elbiseli arkadaşlar bıkkın bir suratla yol tarif ediyorlar. (insanları işaretci yada pano olarak kullanmak hangi yüzyılyın anlayışı? zorlu yönetimine sormak gerekir) Otopark içerisindeki harf ve numaralar gereksiz bir yamuklukta yazıldığı için çözebilene aşk olsun. Neyse arabadan indiniz alışveriş merkezine ulaşmayı deniyorsunuz ve hiçbir işaretciyi olması gereken yerde göremiyorsunuz. Aynı bıkkın arkadaşlar ‘ne arıyordunuz?’ diye size soruyorlar. 
Yürüyen merdivenlerden alışveriş merkezine girince sizi ağır bir mimari ve granitler karşılıyor. Aşırı koyu renkte tasarlanmış yerler ve metal tavanlar açıkcası insanı yoruyor. Yerlere serpiştirilmiş gerçek bitkiler de bu yapay görünümü kurtaramıyor.
İçerideki markalar hiyerarşik sıraya göre yanyana ve üst üste dizilmiş, çok seçenek yok açıkcası, olanlar ise ‘baba’ markalar.
Food court tasarımı science-fiction filmlerinden fırlamış gibi ve soğuk görünüyor. Skandal olan kısım ise gezerken dükkanların yarısını göremiyor olmanız. Dükkan kiralarının boyutları düşünüldüğünde böyle bir şey kabul edilemez.koridor kenarlarındaki geniş çakıl havuzlarında da ağzını burnunu dağıtan pek çok çocuk , iş dalgını eleman olacaktır.mekanın kullanım alanıyla alakasız bir iç tasarım var.tamamiyle gece kulübünde gibi hissediyorsunuz kendinizi.
Dış alana çıktığınızda içinde rezidansları barındıran büyük binalar sizi çevreliyor ve heybetiyle harcanan 2.5 milyar doları gözler önüne seriyor. Tabi ne kadar para harcanırsa harcansın kendinizi kuyudaymış gibi hissetme durumunuzu hiçbirşey bertaraf edemiyor (para böyle birşey; heybetli bir kuyuya benzer:) ) (bina yapımı sırasında levazım yolunun yanında sıralanmış 35 senelik ağaçlar da -ki bunları levazım semtinin ilk sakinleri dikmiştir- kesilmiştir) 
ZoomInfo

Zorlu Center Zorluyor

Genellikle harcanan emeklerle ortaya çıkan her türlü değere saygım olmakla birlikte, bir yandan yaparken öbür taraftan yıkan zihniyeti de özünde beceriksiz bulduğumuda belirtmek isterim. Evet geçtiğimiz hafta açılan Zorlu Center tam da buna örnek teşkil ediyor. Dünyanın en iyi markalarını biraraya getiren bu yapının büyük bir bölümünü rezidanslar oluşturuyor. İstanbulun en merkezi noktasına kondurulan bu devasa yapı şehrin silüetine verdiği zarar bakımından insanı elem ve kedere sürüklüyor. (hiçkimsenin bu konuda bir şey söylememesi-söyleyememesi de cabası…)

Hali vakti yerinde iş adamlarımız daha çok kat çıkıp kar elde etmek yerine, bu harcanmış şehire ve kültüre yapacakları katkı ile ortalarda gözükseler çok daha manidar olur diye düşünüyorum. Herneyse sonuç itibariyle zorlu dıştan bakıldığında her yanıyla eleştirilebilir bir yapı. (en çok paranın gücünü temsil ediyor sanırım)

Zorlunun içine girdiğimizde, geniş ve ferah bir otopark ile karşılaşıyoruz fakat otoparkın içerisindeki işaretcilerin (information graphics) yetersizliği yada yanlış uygulanışı büyük bir karmaşaya sebebiyet veriyor. Bu nedenle her kata yerleştirdikleri takım elbiseli arkadaşlar bıkkın bir suratla yol tarif ediyorlar. (insanları işaretci yada pano olarak kullanmak hangi yüzyılyın anlayışı? zorlu yönetimine sormak gerekir) Otopark içerisindeki harf ve numaralar gereksiz bir yamuklukta yazıldığı için çözebilene aşk olsun. Neyse arabadan indiniz alışveriş merkezine ulaşmayı deniyorsunuz ve hiçbir işaretciyi olması gereken yerde göremiyorsunuz. Aynı bıkkın arkadaşlar ‘ne arıyordunuz?’ diye size soruyorlar. 

Yürüyen merdivenlerden alışveriş merkezine girince sizi ağır bir mimari ve granitler karşılıyor. Aşırı koyu renkte tasarlanmış yerler ve metal tavanlar açıkcası insanı yoruyor. Yerlere serpiştirilmiş gerçek bitkiler de bu yapay görünümü kurtaramıyor.

İçerideki markalar hiyerarşik sıraya göre yanyana ve üst üste dizilmiş, çok seçenek yok açıkcası, olanlar ise ‘baba’ markalar.

Food court tasarımı science-fiction filmlerinden fırlamış gibi ve soğuk görünüyor. Skandal olan kısım ise gezerken dükkanların yarısını göremiyor olmanız. Dükkan kiralarının boyutları düşünüldüğünde böyle bir şey kabul edilemez.koridor kenarlarındaki geniş çakıl havuzlarında da ağzını burnunu dağıtan pek çok çocuk , iş dalgını eleman olacaktır.mekanın kullanım alanıyla alakasız bir iç tasarım var.tamamiyle gece kulübünde gibi hissediyorsunuz kendinizi.

Dış alana çıktığınızda içinde rezidansları barındıran büyük binalar sizi çevreliyor ve heybetiyle harcanan 2.5 milyar doları gözler önüne seriyor. Tabi ne kadar para harcanırsa harcansın kendinizi kuyudaymış gibi hissetme durumunuzu hiçbirşey bertaraf edemiyor (para böyle birşey; heybetli bir kuyuya benzer:) ) (bina yapımı sırasında levazım yolunun yanında sıralanmış 35 senelik ağaçlar da -ki bunları levazım semtinin ilk sakinleri dikmiştir- kesilmiştir) 

Gerçek Hamburgeri Buldum! Beşiktaş Burger Joint
Özellikle yolu orta Amerikaya veya Hamburger’in anavatanlarından birisi olan New York’a düşenler bilirler, gerçek hamburger’in günümüzde fast food zincirlerinin menülerinde bulunan ‘hamburgerimsi’ ürünlerle alakası yoktur. 
Her ne kadar günümüzde nam-ı fast food kategorisinde değersizleştirilsede hamburger-lezzet bileşimi ciddi bir kültürdür. Konuya salt köfte-yeşillik-turşu biraz ketcup biraz mayonez gözüyle bakanlar ancak kendilerini kandırırlar.
Bende İstanbul’da uzun zamandır kendini hamburgerimsilerle kandırmaya çalışıp gerçek hamburger keşiflerine çıkan birisi olarak sonunda gerçek hamburgeri Beşktaş BurgerJoint’de buldum. Hem mekan, hem de hamburger köftesinin ‘gizli’ formülü, uzun süre New York’ta yaşamış bir yemek tutkunu tarafından tasarlanmış. Köftede 100% katkısız dana eti kullanılıyor ve etler Boğaz hattının en ünlü kasaplarından birinden alınıyor. Hamburgerlerde, etinin tadını gölgeleyen veya değiştiren özel soslar kullanılmıyor. Burger joint Ihlamurdan Beşiktaş Çarsiya dogru giderken yol uzerinde sol tarafta bulunuyor. Israrla tavsiye ederim..
ZoomInfo
Gerçek Hamburgeri Buldum! Beşiktaş Burger Joint
Özellikle yolu orta Amerikaya veya Hamburger’in anavatanlarından birisi olan New York’a düşenler bilirler, gerçek hamburger’in günümüzde fast food zincirlerinin menülerinde bulunan ‘hamburgerimsi’ ürünlerle alakası yoktur. 
Her ne kadar günümüzde nam-ı fast food kategorisinde değersizleştirilsede hamburger-lezzet bileşimi ciddi bir kültürdür. Konuya salt köfte-yeşillik-turşu biraz ketcup biraz mayonez gözüyle bakanlar ancak kendilerini kandırırlar.
Bende İstanbul’da uzun zamandır kendini hamburgerimsilerle kandırmaya çalışıp gerçek hamburger keşiflerine çıkan birisi olarak sonunda gerçek hamburgeri Beşktaş BurgerJoint’de buldum. Hem mekan, hem de hamburger köftesinin ‘gizli’ formülü, uzun süre New York’ta yaşamış bir yemek tutkunu tarafından tasarlanmış. Köftede 100% katkısız dana eti kullanılıyor ve etler Boğaz hattının en ünlü kasaplarından birinden alınıyor. Hamburgerlerde, etinin tadını gölgeleyen veya değiştiren özel soslar kullanılmıyor. Burger joint Ihlamurdan Beşiktaş Çarsiya dogru giderken yol uzerinde sol tarafta bulunuyor. Israrla tavsiye ederim..
ZoomInfo
Gerçek Hamburgeri Buldum! Beşiktaş Burger Joint
Özellikle yolu orta Amerikaya veya Hamburger’in anavatanlarından birisi olan New York’a düşenler bilirler, gerçek hamburger’in günümüzde fast food zincirlerinin menülerinde bulunan ‘hamburgerimsi’ ürünlerle alakası yoktur. 
Her ne kadar günümüzde nam-ı fast food kategorisinde değersizleştirilsede hamburger-lezzet bileşimi ciddi bir kültürdür. Konuya salt köfte-yeşillik-turşu biraz ketcup biraz mayonez gözüyle bakanlar ancak kendilerini kandırırlar.
Bende İstanbul’da uzun zamandır kendini hamburgerimsilerle kandırmaya çalışıp gerçek hamburger keşiflerine çıkan birisi olarak sonunda gerçek hamburgeri Beşktaş BurgerJoint’de buldum. Hem mekan, hem de hamburger köftesinin ‘gizli’ formülü, uzun süre New York’ta yaşamış bir yemek tutkunu tarafından tasarlanmış. Köftede 100% katkısız dana eti kullanılıyor ve etler Boğaz hattının en ünlü kasaplarından birinden alınıyor. Hamburgerlerde, etinin tadını gölgeleyen veya değiştiren özel soslar kullanılmıyor. Burger joint Ihlamurdan Beşiktaş Çarsiya dogru giderken yol uzerinde sol tarafta bulunuyor. Israrla tavsiye ederim..
ZoomInfo

Gerçek Hamburgeri Buldum! Beşiktaş Burger Joint

Özellikle yolu orta Amerikaya veya Hamburger’in anavatanlarından birisi olan New York’a düşenler bilirler, gerçek hamburger’in günümüzde fast food zincirlerinin menülerinde bulunan ‘hamburgerimsi’ ürünlerle alakası yoktur. 

Her ne kadar günümüzde nam-ı fast food kategorisinde değersizleştirilsede hamburger-lezzet bileşimi ciddi bir kültürdür. Konuya salt köfte-yeşillik-turşu biraz ketcup biraz mayonez gözüyle bakanlar ancak kendilerini kandırırlar.

Bende İstanbul’da uzun zamandır kendini hamburgerimsilerle kandırmaya çalışıp gerçek hamburger keşiflerine çıkan birisi olarak sonunda gerçek hamburgeri Beşktaş BurgerJoint’de buldum. Hem mekan, hem de hamburger köftesinin ‘gizli’ formülü, uzun süre New York’ta yaşamış bir yemek tutkunu tarafından tasarlanmış. Köftede 100% katkısız dana eti kullanılıyor ve etler Boğaz hattının en ünlü kasaplarından birinden alınıyor. Hamburgerlerde, etinin tadını gölgeleyen veya değiştiren özel soslar kullanılmıyor. Burger joint Ihlamurdan Beşiktaş Çarsiya dogru giderken yol uzerinde sol tarafta bulunuyor. Israrla tavsiye ederim..

32. İstanbul Film Festivali Afişi 
İstanbul Kültür Sanat Vakfı, İstanbul Festivalleri’nin bu yılki tanıtım afişlerinde yeni bir işbirliği vurgulanıyor. İstanbul Festivalleri’nin afişlerinde imzası olan grafik sanatçısı ve İKSV Kurumsal Kimlik Danışmanı Bülent Erkmen’in, Nuri Bilge Ceylan fotografı üzerine yapılandırdığı tasarımını çözümleyebilene aşk olsun. 
Bilindiği üzere Bülent Erkmen Türkiye’nin en önemli grafik tasarım sanatcılarından birisi fakat afiş tasarımını enine boyuna değerlendirdiğimizde organizasyonun ruhunu yansıtmadığını açıkca belirtmek gerektiğini düşünüyorum. Bülent Hocanın yıllardır süregelen başarılı tarzının gölgesinde çırpınan bu çalışmanın ‘garipliği’, acaba taşıyıcı görselin (fotografın) Nuri Bilge Ceylan tarafından oluşturulmuş olması olabilir mi? Yönetmenlik, hatta fotograf sanatcılığı ayrı şey, organizasyon kimliğini taşıyacak görsel kimliği oluşturmak başka şey… (Ayrıca fotograf teknik olarak yetersiz, photoshop plug-in üreticilerinden nik software ile görsel üzerinde contrast değerlerini manuple eden Bleach Bypass efekti orantısız kullanılmış. Görselin contrast dengeleri yanmış, kül olmuş! Bu da kaotik bir şekilde görsele ölüm hissiyatı veriyor) İşbirliği yapayım derken konunun anafikrini kaçırmak bu olsa gerek. Şaşırdık…
ZoomInfo
32. İstanbul Film Festivali Afişi 
İstanbul Kültür Sanat Vakfı, İstanbul Festivalleri’nin bu yılki tanıtım afişlerinde yeni bir işbirliği vurgulanıyor. İstanbul Festivalleri’nin afişlerinde imzası olan grafik sanatçısı ve İKSV Kurumsal Kimlik Danışmanı Bülent Erkmen’in, Nuri Bilge Ceylan fotografı üzerine yapılandırdığı tasarımını çözümleyebilene aşk olsun. 
Bilindiği üzere Bülent Erkmen Türkiye’nin en önemli grafik tasarım sanatcılarından birisi fakat afiş tasarımını enine boyuna değerlendirdiğimizde organizasyonun ruhunu yansıtmadığını açıkca belirtmek gerektiğini düşünüyorum. Bülent Hocanın yıllardır süregelen başarılı tarzının gölgesinde çırpınan bu çalışmanın ‘garipliği’, acaba taşıyıcı görselin (fotografın) Nuri Bilge Ceylan tarafından oluşturulmuş olması olabilir mi? Yönetmenlik, hatta fotograf sanatcılığı ayrı şey, organizasyon kimliğini taşıyacak görsel kimliği oluşturmak başka şey… (Ayrıca fotograf teknik olarak yetersiz, photoshop plug-in üreticilerinden nik software ile görsel üzerinde contrast değerlerini manuple eden Bleach Bypass efekti orantısız kullanılmış. Görselin contrast dengeleri yanmış, kül olmuş! Bu da kaotik bir şekilde görsele ölüm hissiyatı veriyor) İşbirliği yapayım derken konunun anafikrini kaçırmak bu olsa gerek. Şaşırdık…
ZoomInfo

32. İstanbul Film Festivali Afişi 

İstanbul Kültür Sanat Vakfı, İstanbul Festivalleri’nin bu yılki tanıtım afişlerinde yeni bir işbirliği vurgulanıyor. İstanbul Festivalleri’nin afişlerinde imzası olan grafik sanatçısı ve İKSV Kurumsal Kimlik Danışmanı Bülent Erkmen’in, Nuri Bilge Ceylan fotografı üzerine yapılandırdığı tasarımını çözümleyebilene aşk olsun. 

Bilindiği üzere Bülent Erkmen Türkiye’nin en önemli grafik tasarım sanatcılarından birisi fakat afiş tasarımını enine boyuna değerlendirdiğimizde organizasyonun ruhunu yansıtmadığını açıkca belirtmek gerektiğini düşünüyorum. Bülent Hocanın yıllardır süregelen başarılı tarzının gölgesinde çırpınan bu çalışmanın ‘garipliği’, acaba taşıyıcı görselin (fotografın) Nuri Bilge Ceylan tarafından oluşturulmuş olması olabilir mi? Yönetmenlik, hatta fotograf sanatcılığı ayrı şey, organizasyon kimliğini taşıyacak görsel kimliği oluşturmak başka şey… (Ayrıca fotograf teknik olarak yetersiz, photoshop plug-in üreticilerinden nik software ile görsel üzerinde contrast değerlerini manuple eden Bleach Bypass efekti orantısız kullanılmış. Görselin contrast dengeleri yanmış, kül olmuş! Bu da kaotik bir şekilde görsele ölüm hissiyatı veriyor) İşbirliği yapayım derken konunun anafikrini kaçırmak bu olsa gerek. Şaşırdık…

İstanbul Twilight -Brooklyn Funk Essentials

Kuşkusuz her şehrin kendine has melodisi vardır, ancak hiçbir şehir İstanbul kadar kışkırtıcı, İstanbul kadar aldatıcı bir güzellik taşımıyor. İstanbul yanıltır insanı, hem masumdur, hem suçlu; hem karanlıktır, hem de aydınlık. Kimi zaman gözyaşıyla sevinç, kimi zaman ihtişamla sefalet beraber akar sokaklarından. O nedenle alacakaranlık bir ruh taşır İstanbul. Melodisi de kendisine benzer.

doublemoon un kendi bunyesindeki muzisyenlerin birer calısmalarini iki ayrı cd de toplayarak, istanbul un sesini, denizini, sokaklarini, insanlarini, kulturunu hem muzikle hem de iki belgesel film niteligindeki videolarla anlattigi ve fotograflardan olusan bir kitapcigin da icinde bulundugu albumden en beğenilesi parça. Rivayete göre grup istanbula gelir ve aşık olur, sonra bu parçayı kaydetmek için tekrar dönerler istanbula :) (aşık olunmayacak memleket değil valla)

NUPERA / NUTERAS
İstanbul geceleri dışarıdan bakıldığında çok renkli görünebilir fakat stress atayım derken stress olma durumunuzda an meselesidir. Bu konuda herkesin eğlence anlayışı-zevki farklı olduğu gibi tecrübe ettiği mekanları yorumlamasıda farklı olacaktır tabiki. Eğer İstanbul’un gece yüzüne çok alışkın değilseniz İstanbul’un haftasonları fazlasıyla kafa karıştırıcı olabilmektedir.
15-20 yıl önce bir eğlence mekanının değerini, kalitesini ve müşteri üzerindeki algısını etkileyen en büyük unsur mekanın bulunduğu lokasyon ve o lokasyonun  ne kadar trend ve kalabalık olduğu ile igiliydi. Fakat 2000’lerden sonra istanbulda eğlence kavramı tümüyle değişti diyebiliriz. Türkiye’deki sosyal değişim bir çok alanı etkilediği gibi eğlence sektörünüde etkiledi. Artık mekanlar başlıca müşteri portfoyu arasındaki tutarlılıkla, sosyo-kültürel açıdan kimlere hitap ettiğiylede ölçümlenir hale geldi. (Bu noktada insanların yaşam tarzları ile örtüşen ‘mekanın müzikal karakteristiğini’ de es geçmemek gerekir.) 
Anadolu kaplanları ve veliahtları kuruçeşmeye inerken, entellektüeller (yada öyle olduğunu iddaa edenler) cihangir ve asmalımescit’i mesken tuttular. Küçük beyoğlunda elektronik müziğe gönül veren özgün gençlere rastlayabilirken, 3 cadde ileride türkü barların kapılarında bambaşka bir kitle gözlemledik. Futbolcu, basketbolcu gençleri ve onlara arz-ı endam eden kız topluluğuna ise aradakalmış R&B kulüplerinde rastladık. Kısacası şehrin eğlence anlayışında pekte tutarlı görünmeyen fakat kendi içerisinde değişik renkleri-ton farklarını barındıram bir sürecin yolcularıyız. Kimi memnun, kimi hiç memnun değil bu durumdan. İstanbul gibi kosmopolit bir şehirde çeşitliliğin olması kaçınılmaz fakat tatminkar eğlence sunabilmek vesilesiyle iyi eğlence mekanı-kulübü olmak kendi içerisinde bir ekolü(usülü) gerektirmez mi?
Bütün bu karmaşa içerisinde, o bahsettiğim ekolü yakalaşmış, kapısından barına kadar bazı kurallara ve duruşa sahip bir mekandan bahsetmek isterim. Yıllar önce keşfettiğim ve her gittiğimde aynı samimiyeti, salt eğlenen seviyeli insanların aurasını yaşadığım bu yerin adı : kış sezonunda nupera, yaz sezonunda nuteras.. Mekanın Golden Oldies, Pop, House yelpazesinde seyreden bir müzik anlayışı bulunmakta. Nupera bulunduğu binanın zemin katında ve 3 bölmeden oluşuyor, akşam saatlerine kadar restaurant-bistro hizmeti veren mekan saat 22-23.00 sıralarında evrimleşiyor ve fazlasıyla renkli bir hal alıyor. Bahar sonu, yaz başlarında nupera terasa taşınarak nuteras ismini alıyor ve aynı seviyeli tek kelimeyle tabir etmek gerekirse ‘cool’ eğlence muazzam bir istanbul manzarası eşliğinde devam ediyor. Nupera her açıdan standartların üzerine çıkmayı bilen, müşterisine samimiyet çerçevesinde seviyeli bir duruşu olan, bir o kadarda eğlence vaadeden bir mekan. Hep boyle kal nupera..
( eksiklikler yok mu tabiki var : özellikle dj’in playlist’inin yıllardır aynı olması, hatta şarkıların sıralamasının dahi değişmemesi nupera heyecanına sekte vurabiliyor. )
 
ZoomInfo
NUPERA / NUTERAS
İstanbul geceleri dışarıdan bakıldığında çok renkli görünebilir fakat stress atayım derken stress olma durumunuzda an meselesidir. Bu konuda herkesin eğlence anlayışı-zevki farklı olduğu gibi tecrübe ettiği mekanları yorumlamasıda farklı olacaktır tabiki. Eğer İstanbul’un gece yüzüne çok alışkın değilseniz İstanbul’un haftasonları fazlasıyla kafa karıştırıcı olabilmektedir.
15-20 yıl önce bir eğlence mekanının değerini, kalitesini ve müşteri üzerindeki algısını etkileyen en büyük unsur mekanın bulunduğu lokasyon ve o lokasyonun  ne kadar trend ve kalabalık olduğu ile igiliydi. Fakat 2000’lerden sonra istanbulda eğlence kavramı tümüyle değişti diyebiliriz. Türkiye’deki sosyal değişim bir çok alanı etkilediği gibi eğlence sektörünüde etkiledi. Artık mekanlar başlıca müşteri portfoyu arasındaki tutarlılıkla, sosyo-kültürel açıdan kimlere hitap ettiğiylede ölçümlenir hale geldi. (Bu noktada insanların yaşam tarzları ile örtüşen ‘mekanın müzikal karakteristiğini’ de es geçmemek gerekir.) 
Anadolu kaplanları ve veliahtları kuruçeşmeye inerken, entellektüeller (yada öyle olduğunu iddaa edenler) cihangir ve asmalımescit’i mesken tuttular. Küçük beyoğlunda elektronik müziğe gönül veren özgün gençlere rastlayabilirken, 3 cadde ileride türkü barların kapılarında bambaşka bir kitle gözlemledik. Futbolcu, basketbolcu gençleri ve onlara arz-ı endam eden kız topluluğuna ise aradakalmış R&B kulüplerinde rastladık. Kısacası şehrin eğlence anlayışında pekte tutarlı görünmeyen fakat kendi içerisinde değişik renkleri-ton farklarını barındıram bir sürecin yolcularıyız. Kimi memnun, kimi hiç memnun değil bu durumdan. İstanbul gibi kosmopolit bir şehirde çeşitliliğin olması kaçınılmaz fakat tatminkar eğlence sunabilmek vesilesiyle iyi eğlence mekanı-kulübü olmak kendi içerisinde bir ekolü(usülü) gerektirmez mi?
Bütün bu karmaşa içerisinde, o bahsettiğim ekolü yakalaşmış, kapısından barına kadar bazı kurallara ve duruşa sahip bir mekandan bahsetmek isterim. Yıllar önce keşfettiğim ve her gittiğimde aynı samimiyeti, salt eğlenen seviyeli insanların aurasını yaşadığım bu yerin adı : kış sezonunda nupera, yaz sezonunda nuteras.. Mekanın Golden Oldies, Pop, House yelpazesinde seyreden bir müzik anlayışı bulunmakta. Nupera bulunduğu binanın zemin katında ve 3 bölmeden oluşuyor, akşam saatlerine kadar restaurant-bistro hizmeti veren mekan saat 22-23.00 sıralarında evrimleşiyor ve fazlasıyla renkli bir hal alıyor. Bahar sonu, yaz başlarında nupera terasa taşınarak nuteras ismini alıyor ve aynı seviyeli tek kelimeyle tabir etmek gerekirse ‘cool’ eğlence muazzam bir istanbul manzarası eşliğinde devam ediyor. Nupera her açıdan standartların üzerine çıkmayı bilen, müşterisine samimiyet çerçevesinde seviyeli bir duruşu olan, bir o kadarda eğlence vaadeden bir mekan. Hep boyle kal nupera..
( eksiklikler yok mu tabiki var : özellikle dj’in playlist’inin yıllardır aynı olması, hatta şarkıların sıralamasının dahi değişmemesi nupera heyecanına sekte vurabiliyor. )
 
ZoomInfo
NUPERA / NUTERAS
İstanbul geceleri dışarıdan bakıldığında çok renkli görünebilir fakat stress atayım derken stress olma durumunuzda an meselesidir. Bu konuda herkesin eğlence anlayışı-zevki farklı olduğu gibi tecrübe ettiği mekanları yorumlamasıda farklı olacaktır tabiki. Eğer İstanbul’un gece yüzüne çok alışkın değilseniz İstanbul’un haftasonları fazlasıyla kafa karıştırıcı olabilmektedir.
15-20 yıl önce bir eğlence mekanının değerini, kalitesini ve müşteri üzerindeki algısını etkileyen en büyük unsur mekanın bulunduğu lokasyon ve o lokasyonun  ne kadar trend ve kalabalık olduğu ile igiliydi. Fakat 2000’lerden sonra istanbulda eğlence kavramı tümüyle değişti diyebiliriz. Türkiye’deki sosyal değişim bir çok alanı etkilediği gibi eğlence sektörünüde etkiledi. Artık mekanlar başlıca müşteri portfoyu arasındaki tutarlılıkla, sosyo-kültürel açıdan kimlere hitap ettiğiylede ölçümlenir hale geldi. (Bu noktada insanların yaşam tarzları ile örtüşen ‘mekanın müzikal karakteristiğini’ de es geçmemek gerekir.) 
Anadolu kaplanları ve veliahtları kuruçeşmeye inerken, entellektüeller (yada öyle olduğunu iddaa edenler) cihangir ve asmalımescit’i mesken tuttular. Küçük beyoğlunda elektronik müziğe gönül veren özgün gençlere rastlayabilirken, 3 cadde ileride türkü barların kapılarında bambaşka bir kitle gözlemledik. Futbolcu, basketbolcu gençleri ve onlara arz-ı endam eden kız topluluğuna ise aradakalmış R&B kulüplerinde rastladık. Kısacası şehrin eğlence anlayışında pekte tutarlı görünmeyen fakat kendi içerisinde değişik renkleri-ton farklarını barındıram bir sürecin yolcularıyız. Kimi memnun, kimi hiç memnun değil bu durumdan. İstanbul gibi kosmopolit bir şehirde çeşitliliğin olması kaçınılmaz fakat tatminkar eğlence sunabilmek vesilesiyle iyi eğlence mekanı-kulübü olmak kendi içerisinde bir ekolü(usülü) gerektirmez mi?
Bütün bu karmaşa içerisinde, o bahsettiğim ekolü yakalaşmış, kapısından barına kadar bazı kurallara ve duruşa sahip bir mekandan bahsetmek isterim. Yıllar önce keşfettiğim ve her gittiğimde aynı samimiyeti, salt eğlenen seviyeli insanların aurasını yaşadığım bu yerin adı : kış sezonunda nupera, yaz sezonunda nuteras.. Mekanın Golden Oldies, Pop, House yelpazesinde seyreden bir müzik anlayışı bulunmakta. Nupera bulunduğu binanın zemin katında ve 3 bölmeden oluşuyor, akşam saatlerine kadar restaurant-bistro hizmeti veren mekan saat 22-23.00 sıralarında evrimleşiyor ve fazlasıyla renkli bir hal alıyor. Bahar sonu, yaz başlarında nupera terasa taşınarak nuteras ismini alıyor ve aynı seviyeli tek kelimeyle tabir etmek gerekirse ‘cool’ eğlence muazzam bir istanbul manzarası eşliğinde devam ediyor. Nupera her açıdan standartların üzerine çıkmayı bilen, müşterisine samimiyet çerçevesinde seviyeli bir duruşu olan, bir o kadarda eğlence vaadeden bir mekan. Hep boyle kal nupera..
( eksiklikler yok mu tabiki var : özellikle dj’in playlist’inin yıllardır aynı olması, hatta şarkıların sıralamasının dahi değişmemesi nupera heyecanına sekte vurabiliyor. )
 
ZoomInfo

NUPERA / NUTERAS

İstanbul geceleri dışarıdan bakıldığında çok renkli görünebilir fakat stress atayım derken stress olma durumunuzda an meselesidir. Bu konuda herkesin eğlence anlayışı-zevki farklı olduğu gibi tecrübe ettiği mekanları yorumlamasıda farklı olacaktır tabiki. Eğer İstanbul’un gece yüzüne çok alışkın değilseniz İstanbul’un haftasonları fazlasıyla kafa karıştırıcı olabilmektedir.

15-20 yıl önce bir eğlence mekanının değerini, kalitesini ve müşteri üzerindeki algısını etkileyen en büyük unsur mekanın bulunduğu lokasyon ve o lokasyonun  ne kadar trend ve kalabalık olduğu ile igiliydi. Fakat 2000’lerden sonra istanbulda eğlence kavramı tümüyle değişti diyebiliriz. Türkiye’deki sosyal değişim bir çok alanı etkilediği gibi eğlence sektörünüde etkiledi. Artık mekanlar başlıca müşteri portfoyu arasındaki tutarlılıkla, sosyo-kültürel açıdan kimlere hitap ettiğiylede ölçümlenir hale geldi. (Bu noktada insanların yaşam tarzları ile örtüşen ‘mekanın müzikal karakteristiğini’ de es geçmemek gerekir.)

Anadolu kaplanları ve veliahtları kuruçeşmeye inerken, entellektüeller (yada öyle olduğunu iddaa edenler) cihangir ve asmalımescit’i mesken tuttular. Küçük beyoğlunda elektronik müziğe gönül veren özgün gençlere rastlayabilirken, 3 cadde ileride türkü barların kapılarında bambaşka bir kitle gözlemledik. Futbolcu, basketbolcu gençleri ve onlara arz-ı endam eden kız topluluğuna ise aradakalmış R&B kulüplerinde rastladık. Kısacası şehrin eğlence anlayışında pekte tutarlı görünmeyen fakat kendi içerisinde değişik renkleri-ton farklarını barındıram bir sürecin yolcularıyız. Kimi memnun, kimi hiç memnun değil bu durumdan. İstanbul gibi kosmopolit bir şehirde çeşitliliğin olması kaçınılmaz fakat tatminkar eğlence sunabilmek vesilesiyle iyi eğlence mekanı-kulübü olmak kendi içerisinde bir ekolü(usülü) gerektirmez mi?

Bütün bu karmaşa içerisinde, o bahsettiğim ekolü yakalaşmış, kapısından barına kadar bazı kurallara ve duruşa sahip bir mekandan bahsetmek isterim. Yıllar önce keşfettiğim ve her gittiğimde aynı samimiyeti, salt eğlenen seviyeli insanların aurasını yaşadığım bu yerin adı : kış sezonunda nupera, yaz sezonunda nuteras.. Mekanın Golden Oldies, Pop, House yelpazesinde seyreden bir müzik anlayışı bulunmakta. Nupera bulunduğu binanın zemin katında ve 3 bölmeden oluşuyor, akşam saatlerine kadar restaurant-bistro hizmeti veren mekan saat 22-23.00 sıralarında evrimleşiyor ve fazlasıyla renkli bir hal alıyor. Bahar sonu, yaz başlarında nupera terasa taşınarak nuteras ismini alıyor ve aynı seviyeli tek kelimeyle tabir etmek gerekirse ‘cool’ eğlence muazzam bir istanbul manzarası eşliğinde devam ediyor. Nupera her açıdan standartların üzerine çıkmayı bilen, müşterisine samimiyet çerçevesinde seviyeli bir duruşu olan, bir o kadarda eğlence vaadeden bir mekan. Hep boyle kal nupera..

( eksiklikler yok mu tabiki var : özellikle dj’in playlist’inin yıllardır aynı olması, hatta şarkıların sıralamasının dahi değişmemesi nupera heyecanına sekte vurabiliyor. )

 

ISTANBLUE’nun vodkası tartışılır ama serüven tadındaki reklam videosunun başarısı tartışılmaz.

Haksızlık edecek değilim çok içtiğim, tadını gecenin henüz başında sağlam kafa ile deneyimleyebildiğim bir vodka değil istanblue (genelde gecenin sonunda alakasız biryerdeysem istanblue yada binboa içmek durumunda kalabiliyoruz). Hatta ilk çıktığı günlerde çirkin sayılabilecek özensiz şişesinide ağır eleştirmiştim. İsim güzel, tasarım kötü, tat belirsizdi benim için (kıssadan hisse). Fiyat aralığının diğer vodkalara göre makul seviyede olması tabiki vodkalover genç tayfayı ilgilendiren başlıca konudur. Buraya kadar herşey normal.

Günler ayları, aylar yılları kovaladı.. Bir gün internet üzerinde video kitaplıklarını karıştırırken, övüle övüle bitirilememiş “Şehrin Ta Kendisi” videosunu izlediğimde notumu verdim.. Ajans işi kotarmış arkadaş. Böylesi güçlü rakipler arasında konumlandırılması zor olan bir ürünü, ismine yaraşır şekilde doğru yere konumlandırmışlar ve ortaya her detayı ile damakta tat bırakan bir iş çıkmış. Hala severek izliyoruz video sonunda istanbulda bir turlamış kadar oluyoruz.

- içinde istanbul varsa, mis gibi olur…

gözüme 1-2 tanıdık mekanda ilişmedi değil : nam-ı değer ‘bebek’ ve ‘avcılar’ı gördümüz mekan #airport (şimdilerde loop oldu sanırım) kapı girişinde sorun yaşayan gençlerin cep telefonlarına sarıldıkları mekan ise #Blackk (şimdilerde cave oldu sanırım -bu mekan için isim değişikliği büyük hata oldu bence-) geriye kalan mekanlar taximdeki mutelif mekanlar.

Ajans: Rafineri
Yaratıcı Yönetmen: Murat Çetintürk, Ayşe Bali
Yaratıcı Ekip: Can Güven, Gökçen Yücel
Müşteri İlişkileri: Ela Bilgisel, Rida Kıraşı
Ajans Prodüktörü: Saadet Bektaş
Jr Ajans Prodüktörü: Zeki Görkem Alp
Prodüksiyon Şirketi: HPTT
Yapımcı: Kerem Çelebi
Yönetmen: Ozan Açıktan
Görüntü Yönetmen: Özgür Eken
Müzik: Oğuz Kaplangı (Elec-Trip Jingles)

Bir Levanten Şövalye OKUNULASI

Bir levanten şövalyenin beyoğlu merkezli istanbul’u anlatan, buram buram dönemin sinema ve yaşam kültürüyle bezenmiş hayat hikayesi. Gerçek İstanbul’u hatırlamak isteyen herkese tavsiye olunur

Midpoint Beyoğlu’nda Sınıfta Kalmış
Genel anlamda midpointleri severim. Bebekteki arkadaşlar gayet ilgililer ve hız problemleride yok.. Kanyonda da bugüne kadar bir sıkıntı yaşamadım keza nişantaşıda gayet başarılı…. Gelgelelim tazecik körpecik Midpoint Taksim’e… Hizmeti ve mekanı deneme amaçlı ilk içeri girişimde, bir midpointten çok kahvehane ortamı sezimledim. Çünkü çok dar düzen yerleştirilmiş masalar, yüzünden düşen bin parça çalışanlar ve ne kadar beklersen bekle gelmeyen yemekler.. Şayet yemek gelirse, geldiği gibi geri göndermek durumundasınız çünkü yanlış geliyor. (250 mt ileride başka bir zincir işletme’de çok daha iyi bir hizmet aldığımı söyleyebilirim…)
ZoomInfo

Midpoint Beyoğlu’nda Sınıfta Kalmış

Genel anlamda midpointleri severim. Bebekteki arkadaşlar gayet ilgililer ve hız problemleride yok.. Kanyonda da bugüne kadar bir sıkıntı yaşamadım keza nişantaşıda gayet başarılı…. Gelgelelim tazecik körpecik Midpoint Taksim’e… Hizmeti ve mekanı deneme amaçlı ilk içeri girişimde, bir midpointten çok kahvehane ortamı sezimledim. Çünkü çok dar düzen yerleştirilmiş masalar, yüzünden düşen bin parça çalışanlar ve ne kadar beklersen bekle gelmeyen yemekler.. Şayet yemek gelirse, geldiği gibi geri göndermek durumundasınız çünkü yanlış geliyor. (250 mt ileride başka bir zincir işletme’de çok daha iyi bir hizmet aldığımı söyleyebilirim…)

CANIM CİĞERİM İLHAN USTA - Asmalımescit
Son yıllarda yediğim en doyurucu lezzet ve menü… (⋆⋆⋆⋆⋆ 5)Geçtiğimiz akşam hızlı devam eden bir taksim turunda,kafa nereye biz oraya modunda ilerlerken, midemizde eşzamanlıbaşgösteren acıkma duygusunu bastırmak adına arayışlara başladık. Aramızda taksimde yeme içme konusunda kıdemlilerden bir tanesininönerisi ile ilk defa gittim canım ciğerime…
Zengin menüsü ve fazlası ile doğal samimi ortamı ilegerçekten iyi dinlendirilmiş lezzetli et şiş, közde domates veşekerimsi hatta karamalize soğanın keyfini çıkartabilirsinizTavsiye ve teşvik ederim… 
ZoomInfo

CANIM CİĞERİM İLHAN USTA - Asmalımescit

Son yıllarda yediğim en doyurucu lezzet ve menü… (⋆⋆⋆⋆⋆ 5)
Geçtiğimiz akşam hızlı devam eden bir taksim turunda,
kafa nereye biz oraya modunda ilerlerken, midemizde eşzamanlı
başgösteren acıkma duygusunu bastırmak adına arayışlara
başladık. Aramızda taksimde yeme içme konusunda kıdemlilerden bir tanesinin
önerisi ile ilk defa gittim canım ciğerime…

Zengin menüsü ve fazlası ile doğal samimi ortamı ile
gerçekten iyi dinlendirilmiş lezzetli et şiş, közde domates ve
şekerimsi hatta karamalize soğanın keyfini çıkartabilirsiniz
Tavsiye ve teşvik ederim…